Eğer, “emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker” vazifelilerinin kaynağı olacak ocaklarda bile ateş bu kadar sönmüşse, demek ki, bu mesele tamamen durmuş. Kaldı ki o okulların arkasında koskocaman bir milletin himmeti vardı. Yani, hayırsever ve civanmert insanlar, kapı kapı, fabrika fabrika dolaştılar; âdeta para dilendi ve İmam-Hatip yaptılar. Hiçbir fedakârlıktan geri kalmadılar. Şimdi, milletin bu mevzudaki bu ciddî tehâlükü karşısında en azından oradaki talebeler ve hocalar, “Bu insanlar, sadece maaş düşünen birileri olalım diye okutmadılar bizi… Sadece kariyer düşünelim, kademe ve derece arkasına düşelim diye okutmadılar. Yıkılmış din abidemizi yeniden ikame etmemiz için okuttular.” demeli ve ona göre hareket etmeliydiler. “Bu olmadı, denmesi gerekeni demediler ve yapılması gerekeni yapmadılar.” demeyeceğim. Böyle bir düşünce suizan olur. Kim bilir, o mübarek müesseselerde de ne yiğitler, ne dertli sineler ve nice i’lâ-yı kelimetullah âşıkları vardır. Ne var ki, genelde, olması gerektiği ölçüde bir tebliğ ve temsil şuuru olduğunu ve bu şuurun bir aksiyona dönüştüğünü de söyleyemeyeceğim.
Erzurumluların bir tabiri vardır, “Çubuk geme kondu.” derler. Dövenin üzerine çıkan, dövene binen insan çubuğunu oraya koyarsa, bu “Artık çalışmıyorum, bu işi yapmayacağım.” demektir. İşte, bugün iyiliği emretme ve çirkinliklerden sakındırma ya da bir başka ifadeyle i’lâ-yı kelimetullah vazifesi mevzuunda da çubuk geme konmuş ve her şey durmuştur. Öyleyse, şu anda bu vazife çok önem arz etmektedir. Üstad Hazretleri, bu vazife için, şöyle böyle yapıldığı dönemde bile “farzlar üstü farzdır” diyor, “farz der farz”1 tabiriyle ifade ediyor bunu. Dolayısıyla, günümüzde “emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker” vazifesi çok önem kazanmış ve çok öne çıkmıştır.
Dipnotlar
- 1 Bediüzzaman, Hutbe-i Şâmiye; Sözler s.775 (Lemeât); Mektubat s.532 (Hakikat Çekirdekleri).