İçeriğe geç

Çok defa üzerinde durduğumuz gibi, “takva” kelimesi, “vikaye” kökünden gelir; vikaye de “gayet iyi korunma ve sakınma” demektir. Şer’î ıstılahta takva, Allah’ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak suretiyle O’nun azabından korunma cehdidir. Ayrıca, bazen korku, takva tabiriyle; bazen de takva, korku sözcüğüyle ifade edilmiştir.

Bir de az önce ifade ettiğimiz üzere, takvanın oldukça şümûllü ve umumî mânâsı vardır ki; o, dinî prensipleri tam bir hassasiyetle görüp gözetmeden şerîat-ı fıtriye kanunlarına riayete; Cehennem ve Cehennem’i netice veren davranışlardan Cennet’i semere verecek hareketlere; sırrını, hafîsini, ahfâsını şirkten, şirki çağrıştıran şeylerden koruyup kollamaktan, düşünce ve hayat tarzında başkalarına benzemekten sakınmaya kadar geniş bir yer işgal eder. İşte bu mânâda takva insan için biricik şeref ve değer kaynağıdır ki: “Sizin Allah indinde en asil, en şerefliniz takvada en derin olanınızdır.”32 âyet-i kerimesi de buna işaret etmektedir.

İşte, klasik tarifiyle takva, haramlardan kaçınma, farzları yerine getirme ve şüpheli şeylerden tevakkîde bulunma, hatta daha ilerisinde bazı mübahları “Şüphelidir” diye terk etme şeklinde yorumlanır; ahlâk ve tasavvuf kitaplarında bu şekilde anlatılır. Fakat eğer tekvînî emirlerin okunması, yorumlanması, değerlendirilmesi o kadar önemli ise, takvanın mutlaka onunla da irtibatlı olması lazımdır. Tekvînî emirlerin de takva adına riayet edilmesi gereken kurallar olarak kabul edilmesi gereklidir.

154