Şu hasta halimde bile, hâlâ hakkımda “cemaat lideri”, “tarikat şeyhi” gibi yakıştırmalarda bulunanlar var. Bu sözler bana çok ağır gibi geliyor. “Fethullahçı” şeklindeki ifadelerden tiksinti duyuyorum. Aslında “-cı”, “-cu”dan eskiden beri hiç hoşlanmam; bu ifadeleri, toplumu bölücü unsurlar olarak kabul ederim. Ben kendime hiç “lider” demedim. Böyle denmemesi mevzuunda da direniyorum. Çünkü ben, düşüncelerimi otuz sene kürsülerde ifade ettim; aynı duyguyu, düşünceyi paylaşan insanlar alâka gösterdiler, saygı duydular; ben de bunu milletime hizmet için bir kredi gibi kullandım. Şahsım hakkında hüsnüzan edenleri hayırlı bildiğim işlere yönlendirmeye çalıştım. Meselâ dedim ki, ‘‘Üniversiteye hazırlık kursları açın, okullar açın.” Bu insanlar bana karşı saygılarının ifadesi olarak sözlerime kıymet verdiler. Gördüm ki, benim “okul” dediğim gibi, bir sürü insan da “okul” diyor. Ve böylece binlerce insan millete hizmet yolunda belli bir çizgide buluştu.
Şu meselenin üzerinde ısrarla durdum: Allah hepimizi bir şekilde istihdam ediyor. Eğer bazı şahısları parlak görerek yapılıp edilenleri onlara nispet ederseniz şirke girmiş (Allah’a ortak koşmuş) olursunuz. Alvar İmamı’nın çok tekrar ettiği bir sözü vardı; Azerî edasıyla, ‘‘Herkes yahşî, men yaman; herkes buğday men saman.’’ derdi. Ben biraz o mülâhazaya bağlı olarak bugün de aynı şeyi söylüyorum. Halkın şahsıma karşı teveccühünü, bir imtihan olarak değerlendiriyorum. Belki onlar yanılıyorlardır, belki içtihat hatası yapıyorlardır. Onlar bu mevzuda günaha girmezler; fakat ben bu hüsnüteveccühün verdiği makamlara dilbeste (âşık) olursam kendimi helâk etmiş olurum.