İçeriğe geç

Seneler önce tanıdığım, Kestanepazarı ya da bir başka camiin avlusunda sarmaş dolaş olmuş, tam bir vahdet içinde gördüğüm insanlar vardı. Sûrî bir birlik sergiliyorlardı. Fakat bir imtihandan geçmeden gönüllerde hakikî vahdetin olup olmadığı bilinmiyor. O zamanlar sadece sohbet dinleme, incelme ve sonra gözyaşlarıyla birbirine sarılıp sevinci kederi paylaşma vardı. İnsanlar, durumları itibarıyla kendilerini küçük kabul ediyorlardı. O günlerde birlik ve kardeşlik biraz daha kolaydı.

Fakat bir yerlere gelip, bir şey sahibi olan insanların bu büyümeleri; kalb, ruh, sır ve Allah mârifetiyle beraber bir büyüme olmamışsa o mütevazi hâllerini korumalarını çok zor, hatta imkânsız kılıyor. Makam, mansıp, mal mülk sahibi olunca insanın gerçek insanlığı ortaya çıkıyor. Hani, masum, kendi hâlinde bir çocuğun oyuncağını elinden alırsanız çoğu zaman o masumiyetin altında bir hırçınlık görürsünüz. İşte öyle, duygu ve düşüncede çocuk masumiyetiyle kalmak çok güzeldir; fakat o masumiyeti korumak da oldukça zordur.

Bir arkadaş, “Dâhi ve çalışkan insanlar her zaman bulunabilir; ama en büyük sıkıntı, ölçülü insan bulabilmektir.” demişti. Çok doğru kabul ettiğim bu sözü az değiştirerek “ölçülü”nün yerine “istişareye açık insan” demenin daha uygun olacağını zannediyorum. Çok zeki ve akıllı, bilge insanlar bulunabilir; çalışkan insanlar bulunabilir; ama en önemlisi meşverete açık insanın bulunmasıdır. Şahsî işinin, meselâ, yatakta nasıl uzanması gerektiğinin bile istişaresini yapan, onu da danışan insan, hiçbir zaman kaybetmez.

167