İşte millet olarak bu mânâda bir diriliş için gayret göstermek, dinimizin bize yüklediği bir sorumluluk ve vazifedir. “Emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker” (İyiliği emretmek, kötülükten menetmek) sözleriyle ifade ettiğimiz bir vazifedir. Lügat itibarıyla, “herkesçe bilinen, meşhur” mânâsına gelen “mâruf” kelimesi, Cenâb-ı Hakk’ın emrettiği, uygun bulduğu ve akl-ı selimin de hoş ve güzel gördüğü şey demektir. Reddedilen ve kabul görmeyen, nâhoş, sevimsiz, çirkin, insan tabiatına yabancı, tabiattaki dengeye muhalif ve teşriî emirler içerisinde kendisine açık kapı bulunmayan şeylere de “münker” denir.
“Emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker” vazifesi, varlığın yaratılış gayesine götüren bir yoldur. Zira, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kâinat kendisi için yaratılan “İki Cihan Serveri”dir. Onun gönderiliş gayesi ise tebliğdir. Tebliğin özü de “emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker”dir. Demek ki, bir mânâda varlık, bu iş için yaratılmıştır. Şüphesiz varlığın yaratılış gayesi olan bu iş, işlerin en önemlisidir ve her Müslümanın yapması gerekli olan bir vazifedir.