İçeriğe geç

Az önce de hatırlattığım âyette Allah, كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ“Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah’a inanırsınız.”28 buyurmakta ve hayırlı bir toplum olmanın yolunu göstermektedir. Âyette كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz.”29 denmiş ve bir sonraki cümle, mukadder suale cevap veren bir isti’nafî (başlı başına) cümle olarak söylenmiştir. İki cümle arasında tam bir münasebet (irtibat-ı kâmile) olduğu için cümleler arasına atıf edatı (bağlaç) konulmamış ve hemen âyetin “İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” kısmı getirilmiştir.

Bu âyette kullanılan fiiller de süreklilik ve geniş zamana delalet eden bir kiple ifade edilmiştir. Yani, siz hem bugün hem de yarın kendinizi mârufu emretme ve münkerden nehyetmeye adamışsınız, onun için hayırlısınız, denilmiş ve bu şekilde hayırlı olmanın yolu da gösterilmiştir. İlmî keşifler, icatlar, sosyal ya da ekonomik sahadaki buluşlar çok önemli olabilir. Fakat hiçbir şey bu vazife kadar önemli değildir. Eğer onlar da bunun kadar önemli olsaydı, Allah ilim ve teknolojiyle alâkalı bazı peygamberler gönderir; “Teknoloji peygamberi, rönesans peygamberi, ilim peygamberi…” filan derdi. Oysaki, peygamberlerin vazife-i asliyesi, emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker olmuş; onlar, insanları tabiatlarında mündemiç bulunan duyguların tesirinden kurtarıp, ilâhî tesir alanına yükseltmeye ve kalblerle Allah arasındaki cismaniyete ait, cismaniyetten kaynaklanan mânia ve engelleri bertaraf ederek Allah ile insan buluşmasını sağlama gibi mukaddes bir gayeyi gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

146