Feodalizmin hükümferma olduğu devirlerde belli cemaatler, sırtını bir kısım mâbetlere dayamış aileler ve soylular; kapitalist idarenin hükümferma olduğu daha sonraki dönemlerde ise burjuvazi fakirin kanını emiyor, onu sömürüyor ve ardından da ‘Tanrı’ deyip her şeyi O’na dayandırıyor, O’nu kendi hesaplarına konuşturuyor ve her gün O’na –hâşâ– birbirine zıt, birbirini nakzeden değişik hükümler isnat ediyorlardı. Mâşerî vicdan bir gün işte bu düşünceye reaksiyon göstermişti.. dahası günü geldiğinde münkir ve mülhit Nitche, sesini yükseltip şöyle diyecekti: “Size duyuruyorum, -hâşâ- Tanrı öldü!” Bu, bir taraftan küfür ve küfranı ifadeden ibaret olmanın yanında aynı zamanda Batı’da tekniğin, fennin, sanatın ve topyekün Sanayi İnkılâbı’nın ne türlü bir dil kullandığını gösteriyordu.
Onlara göre artık dünyaya sanayi ve ilim hâkimdi. Sözü de onlar söylemeliydi. Ama unutmayalım ki bütün bunlar her gün ayrı ayrı mahkemelerde kendi heveslerine göre Allah’a hüküm verdiren bazı din müntesiplerinin yanlış icraatına karşı bir reaksiyonun ifadesiydi.
Bize gelince; biz dünlerimiz itibarıyla hep sırat-ı müstakîmi temsil ettik; asla ifrat ve tefrite düşmedik. Beşer ve beşeriyetin gereklerini inkâr etmedik; akla karşı koymadık. Zira Kur’ân, birçok âyetin fezlekesinde bize, “Akıl etmiyorlar mı? Tefekkür etmiyorlar mı?” diyordu.16 Bu, her şeyin önünü arkasını göz önüne alıp tenasüb-i illiyet (sebep-sonuç) prensibine göre düşünmek, tekrar ber tekrar kendilerini düşünmeye zorlama ve bir mevhibe-i ilâhî olan aklı aktif kullanma demekti.
Dipnotlar
- 16 Bazıları için bkz.: Yâsîn sûresi, 36/68; Bakara sûresi, 2/164; Ra’d sûresi, 13/4; Nahl sûresi, 16/12, 67.