İşte bazı diyanet mensuplarının insan anlayışı, varlık hakkındaki mülâhazaları, eşya ve hâdiseleri değerlendirişi böyledir.. ve bu anlayışa göre insan sadece bir cesetten ibarettir.
Diğer bazıları ise, insanı yalnız ruhtan ibaret kabul ederler ki, böyle bir anlayış da, genişlik ve derinliği olmayan tek buudlu bir hat gibidir.. ve insan tabiatı karşısında pek çok boşluğu olan, sorgulanabilir bir organizasyon görüntüsü sergilemektedir.
Böyle bir organizasyon, âbâ-i diyanetiyle müntesiplerine cennetler vaat etse de, insanın aklî, kalbî ve ruhî hayatı adına hiçbir şey vaat etmediği açıktır. Ona göre insanlar inzivahanelere çekilerek, bütün bedenî zevklerden tecerrüt edecek, evlenmeyi kendine haram kılacak; yemeyecek, içmeyecek, hatta dünyayı hiç düşünmeyecek; sadece ruhunun gücüne ulaşmaya çalışacak…
Öncekine nispeten bu da bir tefrittir. Böyle bir tefrit neticesinde bu yolun sâlikleri de, zâhirî mesleklerinin aksine gidip fuhşa gömülmüşlerdir. Evet, insanların bazı konulardaki arzu ve isteklerinin önünü almak mümkün değildir. Almaya kalkarsanız tabiat deformasyonlarına sebebiyet verirsiniz.
Zira tutulan yol beşer tabiatına, insan yapısına zıt bir yoldur. Üç buudlu mekânda yaşamak üzere yaratılan insan, hayalî bir atmosfer içine itilmiştir. Hâlbuki bu yol, en mahir cambazların dahi yürüyemeyeceği kadar dar ve amansızdır.
Nitekim, beşer bu yolda yürüyememiş; baş aşağı şehvetin ve fuhşun kucağına düşmüştür. Hem de bunu, Allah’a ibadet mahalli inzivahanesinde yapmıştır. İşte ifrat ve tefritin doğurduğu neticeler..!
11. Dünya Bir Çıkmazda, Kurtuluşu da Kur’ân’dadır
Dünya, içinde bulunduğu durumun vahametini iki cihan harbiyle daha bir anladı ama, henüz sığınacağı kapıyı bulmuş sayılmaz. O kapı, Kur’ân’la açılan Allah kapısı, sarılınacak kopmaz ip, Allah mesajı ve elemsiz-kedersiz hayat da, onun gölgesinde geçirilecek hayattır.