Bu sağlam karakterli Kur’ân tilmizleri veya –tabir caizse–Kur’ân nesli, asla başka kitapların tilmiz veya çocukları gibi Hak mesajına ihanet etmemiş; aksine, onun bir tek harfi için canlarını feda edercesine onun uğrunda tam bir adanmışlık ruhu sergilemişlerdir.
Kur’ân, işte böyle en güçlü omuzlardan en sağlam kaideler üzerine oturmuş bir âbide gibi hiçbir zaman sarsılmamış, çatlamamış; zerre kadar tahrif ve tahribe uğramadan mevcudiyetini günümüze kadar devam ettirmiş ve –inşâallah– kıyamete kadar da devam ettirecektir. Zira, ona bu teminatı veren doğrudan doğruya Allah’tır (celle celâluhu). Rabbimiz’in verdiği bu teminattan bizler de emin olmalıyız; zaten mü’minler de hemen her zaman emin bulundular.
Bizim inancımıza göre Kur’ân, kıyamete kadar bütün revnaktarlığı ile bâki kalacaktır. Belki bazen, esen muhalif rüzgarlar onun aydınlık çehresinde sis-duman meydana getirecekler ama, zannediyorum müntesiplerinin küçük bir gayreti, hafif bir silkinmesi; silkinip kendine gelmesi sayesinde, o da yeniden o eski revnaktarlığı, parlaklığı ve göz kamaştırıcılığıyla mü’minlerin kalb ve kafalarında canlanacak ve mürde gönüllere, ölmüş yığınlara hayat üfleyerek onları canlandıracaktır.
Bugün bir ölçüde mü’minlerin gönlünde artık bir şem’a parıldamaya başlamıştır ve artık herkes yavaş yavaş bu ışığa doğru koşmaktadır. Hakk’ı mâverâda arayanlar, taşrada dolaşanlar, Hak kapısı diye durmadan ağyâr kapısını çalanlar yanıldıklarını anlamaya başlamış ve içlerinde yanan bu ışıkla bütünleşip yeni bir ba’sü ba’de’l-mevt yaşar gibi hâlleri var.
Bugüne kadar bu tarihî tekerrür birçok defa tekrar edip durdu ve her defasında netice ve akıbet hep müttakîlerin oldu. Öyle inanıyoruz ki, bundan sonra da –inşâallah– Hakk’ın yaktığı bu şem’a ebedlere kadar yanacak, sönmeyecek ve arkasındakileri sürekli karanlıkta bırakmayacaktır.