İçeriğe geç

Kur’ân değişik yönleriyle olduğu gibi bu yönüyle de ezel ve ebed edalıdır. Bu açıdan da, asılları itibarıyla semavî olsalar dahi, diğer bazı kitapları Kur’ân’a kıyas etmek kabil değildir. Ayrıca Kur’ân, ceste ceste 23 senede Peygamberimiz’e nazil olmuştur. Onun inzal keyfiyeti de, meydana getirdiği inkılabı da, muhafazası da tamamen mucizedir. Ve onun hedefi, insanoğlunu hakikî insanlığa yükseltmektir.

Evet, insan, kalb ve ruhun hayat derecesine ancak Kur’ân’ın irşadı sayesinde ulaşabilir. Zira, insanın insanlık semasına yükselebileceği yolu en net şekilde Kur’ân gösterebilmiştir.

Hak’tan gelen nüzulün, urûç hâlinde ikmali, beşerî kavsin iki ucunun bir araya gelmesi, yani insanın yere indikten sonra yeniden miraç yapabilmesi, hayatta iken اِرْجِعِي“O’na dön!”21 sırrını tahakkuk ettirebilmesi ve kalbiyle, ruhuyla Hakk’a dönebilmesi tamamen Kur’ân’ın irşadına bağlıdır.

İşte, Cenâb-ı Hak, insanlığın bu uzun seyahati kıyamete kadar devam ettirebilmesi için, Kur’ân’ı muhafazası altına almıştır. Ancak, bütün icraatına sebepleri perde yapan Allah (celle celâluhu), bu icraatına da sebepleri perde yapmış ve bu kudsî işte de bir kısım kudsîler topluluğunu kullanmıştır.

Her semavî kitap, kendi nebisinden sonra o davanın havarîlerinin omuzlarında yükselegelmiştir. Aynı prensip bir farkla Kur’ân için de geçerlidir: Nasıl Kur’ân bütün semavî kitapların en yücesi ve en ulvîsidir; öyle de onu omuzlayacak cemaat de diğerlerine kıyasla en ulvî ve en yüce sayılır.

54