“Sizin orucunuz, namazınız ve ibadet adına cehdiniz, sahabeninkinden ileri olabilir. (Bu hususî yönlerinizle ashab-ı Resûlullah’ı geride bırakabilirsiniz. İçinizde Mesruk b. Ecdâ gibi, hiç yatağa girmeyen ve her geceyi, Kâbe’nin yanında secdede geçiren insanlar bulunabilir. Tavus b. Keysan gibi, kırk sene yatsı abdestiyle sabah namazını eda edenler olabilir. Esved b. Yezid en-Nehaî gibi sabaha kadar Allah karşısında kemerbeste-i ubûdiyet içinde el pençe divan duranlar da olabilir.) Ama sahabe-i kiram, sizden daha hayırlıdır; çünkü dünya, umurlarında değildir. (Yani dünya onların ellerinden gitse idi ‘Ah!’ çekmez; bütün dünyayı kazandıklarında da ‘Oh!’ demezlerdi.) Bütün rağbetleri, (bütün çalışmaları) ahiret içindi, (yani yalnızca ahiretin peşindeydiler.)”37
6. Müksirûn-u Sahabeden Bazıları
Müsteşriklerle, onların İslâm dünyasındaki takipçilerinin hücum oklarına en fazla maruz kalan sahabiler, hadis ıstılahında “Müksirûn-u Sahabe” denilen, çok hadis rivayet etmiş olan ashab-ı Resûl (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve bunların başında da Ebû Hüreyre Hazretleri’dir.
Dinimiz bize sahabe-i kiram vasıtasıyla intikal etmiştir; dolayısıyla da onlara dokunan her şey, dinimize dokunmuş sayılır. Yaşayan Müslümanlar olarak bugün emanet, artık bizim üzerimizde olduğu için, dinimizi ona dokunacak her şeyden korumak da bize düşer.
Sahabe-i kiram, vazifelerini şerefle yapıp gittiler; hayatları ta’n u teşniin ulaşamayacağı bir kuşakta geçti. Aslında, onların korunmaya ihtiyaçları da yoktur; ancak, o pâk dâmenler bahane edilerek, temelde dinimiz hedef alındığı için, bu bahanenin yersizliğini, tutarsızlığını göstermek gerekmektedir.