Buna rağmen, Zeyd b. Sabit, ata binerken, İbn Abbas, onun atının üzengisini tutardı. Zeyd b. Sabit de ona: “Ey Resûlullah’ın amcasının oğlu, böyle yapma!” derdi. İbn Abbas da: “Âlimlerimize böyle yapmakla emrolunduk.” mukabelesinde bulununca Zeyd b. Sabit (radıyallâhu anh), hemen onun elini öper ve şöyle buyururdu: “Biz de Resûlullah’ın yakınlarına karşı böyle yapmakla emrolunduk.”66
Hayat-ı içtimaiyede, herkesin ondan görüneceği ve göreceği bir pencere vardır. Boyu uzun olan, yani şahsî kemalâtı ve fazileti bulunan, görünmek için tekavvüs edecek, iki büklüm olacak; boyu kısa, yani şahsî kemalât ve faziletten mahrum olan ise, görünmek için tetâvül edecek ve kendini büyük gösterecektir. Büyüklerde büyüklüğün alâmeti, mahviyet ve tevazu, küçüklerde küçüklüğün nişanı tekebbür ve gururdur. İbn Abbas, büyüktü ve büyüklüğü nispetinde de mütevazi idi.
Onun hemen her sahada hususî talebeleri vardı. Said b. Cübeyr, Mücahid b. Cebr ve İkrime gibi tâbiîn imamları: “Her şeyi onun kapısında öğrendik.” derlerdi. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bağrında yetişen bu mümtaz insanın rivayet ettiği hadis sayısı 1600 kadardır. Şimdi kalkıp, bu hadisler hakkında şüphe ve tereddüt ortaya atmak, hatta fırtına koparmak ve: “Bunlar uydurmadır; Ka’bü’l-Ahbâr’dan nakildir.” demek, acaba, Resûlullah’ın bu mümtaz sahabi hakkındaki duasını; ve ümmetin ve bilhassa tâbiînin büyük âlimlerinin onu tavsif için kullandıkları “Hıbrü’l-Ümme”, “Bahr”, “Tercümânü’l-Kur’ân” gibi sıfatları hiçe saymak mânâsına gelmeyecek midir?
İbn Abbas, kendisi için ayağa kalkılmasından hoşlan-mazdı ama, kabrine defnedildiği zaman, âdeta kabrin altındaki herkes ayağa kalkmıştı. Defin hâdisesini nakleden ravi: “Bu esnada, bir ses geldi, bu: