O kadar ki, çoklarınca ilk müceddit kabul edilen ve hususî bazı faziletlerde çok önde olan Ömer İbn Abdülaziz Hazretleri bile, bu hususta sahabenin en küçüğüne yetişemez. En büyük velilerden İmam Rabbânî de mutlak fazilette: “Ömer İbn Abdülaziz, Vahşî’nin ancak atının burnundaki bir toz olabilir.” hükmünü vermiştir.11
3. Sahabeyi Yücelten Âmiller
Nereden gelmektedir sahabenin büyüklüğü?
a. Risalet Cihetiyle Beraberlik
Birincisi sahabe, Allah Resûlü’nün peygamberliğiyle ve risaletiyle münasebettardır. Allah Resûlü’nün vefatıyla nübüvvet kapısı kapanmış olduğundan, daha sonra gelen veliler, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ancak vilâyetiyle münasebet içindedirler. Dolayısıyla, nübüvvet ve risalet, vilâyetten ne kadar üstünse, sahabe de, en büyük velilerden o kadar üstündür.
b. İnsibağ Keyfiyeti
İkincisi, “Sohbette insibağ vardır.” Büyük bir zatın eserlerini defalarca okumak, onun huzurunda birkaç dakika durmanın kazandıracağı şeyi kazandıramaz. Huzurda bulunma ve sohbetten doğrudan doğruya istifade etme, hele Allah mehâbeti altında yaşayan insanın sözlerinde, bakışlarında, yüz işmizazlarında, dudak ve el hareketlerindeki ruhu, mânâyı yakalama ne yazılır, ne de kitaplarda okunur.
Allah Dostu’nun namazını, O’nun ayakta nasıl durduğunu, nasıl rükû ve secde ettiğini kitaplar yazar ama, sinesinin ızdırabını, Allah karşısında iki büklüm olmasını, kıvrım kıvrım kıvranmasını, ancak ve doğrudan doğruya onun atmosferine girme, onunla arkadaş olma, diz dize gelme ve huzurda bulunma verebilir.
İşte, sohbetteki bu insibağı anlamayan, sahabeyi anlayamaz ve onun büyüklüğünü kavrayamaz. Sahabe olmak için, mekânın üstüne çıkmak, 1400 sene öteye gitmek ve o uzak noktadan, ötelerde bir yerlerden yıldızları seyreder gibi onları seyretmek, bizzat Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna dehalet edip “Dahîlek yâ Resûlallah!” demek lâzımdır.
c. Doğruluğun Peşinde Olmaları