Ölüm ve ölüm ötesi endişelerden bahsedildiği bir mecliste Cenâb-ı Risaletmeâb Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzurunda, kabir suali bahis mevzuu edilince Hazret-i Ömer (radıyallâhu anh), “Ya Resûlallah! Şimdiki aklım, düşüncem ve iz’anım kabirde de benimle beraber olacak mı?” diye sorar. Allah Resûlü “Evet” deyince “Ben onlara kâfi gelirim inşallah.” der.3 Çünkü o, tereddütsüz inanmıştır. Şeytanın, parmağını karıştırabileceği en küçük bir vesvese noktası bırakmamıştır. Onun için bir Müslümanın, gerek itikadî (inanç esasları ile ilgili) gerek amelî (ibadetler ve muamelâtla ilgili) hususlara ait bir kısım sorular sorması, onun düşünüyor olduğunu ve şeytandan canının yanmış olduğunu gösterir. Böyle dertli bir insan –bugün olmasa yarın– mutlaka sorusunun cevabını bulur ve Allah’ın tevfik ve inayetiyle kurtulur. İmanını bu şekilde tahkim edip amelî hususları, hikmetle nescedilmiş gibi rahatlıkla yaşayan ve faydasız işleri kafasından çıkarıp atan bir insan bu hâliyle ölürse, “nasıl ölürse öyle dirileceğine” inanabilir Allah’ın tevfik ve inayetiyle.
***
Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniye bize, mü’minlerin, Hak yolunda atacakları her adımın, yapacakları her amelin Allah’ın (celle celâluhu) lütfettiği nimetlere karşı bir şükran ifadesi olduğunu ifade eder. Bizi, tepeden tırnağa nimetlerle perverde eden Allah’ın sonsuz nimetlerine karşı şükrümüzü ancak bu suretle eda edebileceğimizi açık-seçik olarak anlatırlar.