Bize rehber olarak gönderilen Hazret-i Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm), yolların ayrımında durmuş, bize Cennet’e giden yolu işaret etmektedir. O, aynı zamanda dünya işlerinde muvaffak olmada da kâinatın işleyişini talim etmede de bizim tek, yekta muallimimizdir. O’ndan inhiraf eden her hareket, şeytan hesabına işlenen bir işin ifadesidir.
Bu ciddiyeti insanımıza duyurma adına enstitü kuranların, kurs açanların, talebe himaye edenlerin ve bu aziz müesseselerde talebelere tedrisat ve talimatta bulunanların en büyük vazifesi bu olmalıdır. Bu işe inananların sayısı önemli değildir. Hazret-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) zuhur ettiği ilk dönemlerdeki kadar insan olsa –Allah’ın tevfikiyle– her şey hallolacaktır. Bütün benliğiyle Allah’a müteveccih, sıdk u sadakat ile yüzü Allah’a dönük üç yüz on üç tane insan olsun her şey hallolacaktır.
Benim burada bu zaviyeden idare-i kelâm etmem ve maksadımı intikal ettirmeye çalışmam, bu kadar enstitünün, bu kadar İmam Hatibin, bu kadar üniversitenin din ve diyanete sahip çıktığı bir dönemde bu gelişmeleri hafife alıyorum mânâsına gelmesin. Ancak şu kadar var ki, biz gerçekten her hususta muvaffak olmuş sahabe topluluğuna yaklaştığımız nispette Allah nazarında da hakiki mü’min olacağız. Onlardan uzak kaldığımız nispette de işin hakikatinden, özünden uzaklaşarak boş mücadeleler vermiş olacağız. Cihan, boş bir mücadelenin kavgası içinde, neticesi boş olan bir gayret içindedir. Çalışma ve mücadelemizi meyveli kılabilmek için Allah ve Resûlü’nün yolunda olmamız gerekir.
Bu mevzuda bize ileride, daha çok bilen, daha duru düşünen kimseler fikir verecek, elimizden tutacak ve bizi sukûtun derinliklerinden zirvelere taşıyacaklardır. Bizi buraya getiren Allah’ın sonsuz rahmetinden ümit ediyoruz ki, şu âna kadar bizlere lütfettiği hizmet nimetlerini tamamlasın!