Bizler, son dönemler itibariyle yıkık-dökük bir içtimaî hayata sahip bir bünye gibiyiz. Öyle bir cemaatiz ki, son yedi-sekiz asır bizde ne sağlam bir fert yapısı ne aile yapısı ne de içtimaî yapı bıraktı. Şu kadarcık hâlimizle ve böylesine perişan vaziyetimizle bari bizi bizimle baş başa bıraksalar, biz o durumda da memnun olacağız ama şu vaziyetimizde dahi bizi bizimle baş başa bırakmıyorlar. Bu durum karşısında biz, bozulan içtimaî düzenimizi, aile yapımızı, ferdî hüviyetimizi yeniden kazanmak ve bu müesseselere kendi öz hüviyetlerini kazandırmak için Allah’ın (celle celâluhu) ve Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizden istedikleri şeyleri yapmakla mükellefiz.
Size yeminle teminat vererek söyleyeyim ki, camiye gelip namaz kılmak çok mühim bir meseledir. Mü’minin namazını, camiye gelmesini ve namaz kılmasını hafife alıp tahkir edecek diller kurusun! Fakat camiye gelip namaz kılmak, her şey demek değildir. İslâmî hayat bir bütündür. Kendisi camiye gelen bir mü’minin; hanımı, kızı, oğlu ve torunlarının yaşadığı evlerde eksik ve gedikler varsa, o mü’minin Müslümanlık hayatında çok ciddi boşluklar var demektir.
Evet, namaz kılmak bir şeydir ama her şey demek de değildir. Namaz, büyük bir rükündür. Allah, bunu îfâ etmeyenlere de îfâ etme aşk ve şevkini ihsan eylesin! Bize de bunun yanı başında onun tamamlayıcısı olan sair vazifelerimizi idrak etme şuurunu bahşeylesin! Ancak biz burada, topyekûn içtimaî ve ailevî hayatımızı alâkadar eden meselelerin müzakeresini yapacağız. Siz sorularınızı soracaksınız; bilirsem cevap vereceğim, bilemediğim meselelerde sizden süre isteyecek ve onları daha sonra cevaplandırmaya çalışacağım.