İçeriğe geç

Netice itibarıyla, غِشَاوَةٌ “perde, gözü kapayan ve göz varken görememe hâline sebebiyet veren şey” gibi mânâlara gelmektedir. Kanaat-i âcizânemce kelimeye, “göz merceğini kapayan mânevî bir katarakt” mânâsı vermek de mümkündür. Zira katarakt olmuş bir göz, iyi bir ameliyat olmazsa göremez. Nitekim sinir sistemi bulunup, görme melekeleri tam olmakla beraber bu fonksiyonlarla bütün cisimlerin resmedileceği nokta arasında perde bulunan bir göz, o cisimleri tefrik edemez. İşte bu da Bediüzzaman ifadesiyle “aklın göze inmesi”[5] demektir ki, böyle bir göz, mânâya karşı kör olduğundan, hiçbir zaman eşyayı asıl mahiyetiyle değerlendiremeyecektir. Dolayısıyla وَعَلٰۤى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ “Onların gözlerine de bir perde inmiştir.” ifadesi, gözün bütün meleke ve fakülteleri faal olmasına rağmen fonksiyonunu tam edâ edememesi, eşyayı görememesi ve varlığın arka plânını değerlendirememesi demektir.

وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ “İşte bunların hakkı büyük bir azaptır.” ع-ذ-ب kökünden gelen عَذَابٌ kelimesi, نَكَال ve عِقَاب’a göre “ceza” mânâsını ifadede daha hafiftir. Esasen aynı kökten gelen عَذْب kelimesi, “tatlı” mânâsındadır. Nitekim Arapçada مَاءٌ عَذْبٌ denir ki, “tatlı, içimi kolay su” demektir. عَذَابٌ kelimesine gelince, yukarıda da ifade edildiği gibi نَكَال ve عِقَاب’dan daha hafif bir bela, musibet ve nikmet mânâsına gelmektedir.

عَذَابٌ kelimesinin sonunda tenvin vardır. Tenkîr ifade eden bu tenvin, tehvîl ve tazime delâlet ederek o azabın, mahiyeti meçhul ve korkunç olduğunu işaretler. عَظِيمٌ kelimesi, tâzimi ifade eden عَذَابٌ’daki tenvine bir te’kid olarak gelmiştir ve o ürperten azabı fevkalâde büyük göstermek içindir.

* * *

188