Bu iki âyetin sebeb-i nüzulüne gelince: İbn Abbas’tan (radıyallâhu anh) gelen rivâyetlerde bildirildiğine göre Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mekke’deki müşriklerin Müslüman olmaları için olağanüstü bir hassasiyet gösteriyordu. Nitekim: لَقَدْ جَۤاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız O’na ağır gelir. Kalbi sizin için tir tir titrer, O, mü’minlere karşı da pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe sûresi, 9/128) âyet-i kerimesinde de bu hakikat açıkça görülmektedir. Bu âyet-i kerimede Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mü’minlere karşı olabildiğine re’fet ve şefkat, sair insanların da Müslüman olabilmeleri için ciddi bir arzu ve istek içinde olduğu müşâhede edilmektedir. Aslında, Allah Resûlü, Medine-i Münevvere’yi teşrif buyurduklarında, iman dairesine girmeleri adına orada yaşayan Yahudilerle Evs ve Hazreç münafıklarına da aynı hırs, aynı re’fet ve şefkati göstermiştir. Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu meselede o kadar şiddetli bir arzu izhar etmişti ki, Cenab-ı Hak, فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلٰى اٰثَارِهِمْ إِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا “Şimdi bu söze (Kur’ân) inanmazlarsa, Sen onların arkasına düşüp nerdeyse kendi kendini yiyip bitireceksin!” (Kehf sûresi, 18/6); keza, لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ “Onlar iman etmiyorlar diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin!” (Şuarâ sûresi, 26/3) diyerek Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir yönüyle bu ölçüde bir arzu göstermekten vazgeçirmek murad buyurmuş, bir yönüyle de hem O’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) takdir etmiş hem de onların iman etmeyeceklerine dair tembihte bulunmuştur.