Bütün bunlardan başka, هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ve يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ile إِنَّ اَلَّذِينَ كَفَرُوا سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ arasında bir de tezat sanatı vardır. Şöyle ki, هُدًى لِلْمُتَّقِينَ’de Kur’ân-ı Kerim’in müttakiler için bir hidayet kaynağı olduğu ifade edilirken إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ’de, bu ifadelere konu olanlar müttaki olmadıklarından, Kur’ân’ın onlar için hidayet kaynağı olamayacağı, dolayısıyla neticenin kötü olacağı bildirilerek, fenalıktan sakındırma, azap ve ceza vaat etmenin onlara tesir etmeyeceği ve onlar için inzarın olmasıyla olmamasının müsavi olduğu bildirilmektedir. Bir tarafta هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ile ifade edilen, Kur’ân’dan azami derecede istifade etmiş müttakiler grubunun, diğer tarafta da إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ile ifade edilen, inzar edilip-edilmeme kendileri için müsavi olan nankörler gürûhunun mevcudiyeti söz konusu. Ayrıca bir yanda يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ ile ifade edilen sineleri imanla coşmuş mü’minler topluluğu, diğer yanda da لَا يُؤْمِنُونَ ile ifade edilen tali’siz körler, sağırlar yığını. Bunlardan başka, bir tarafta وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَوَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ifadeleriyle anlatılan namaz kılmak, zekât vermek gibi sâlih amellerle ve kendilerinden daha önceki ümmetlere inen ilâhî kelâmlara inanmakla serfiraz gayba iman kahramanı kutlu bir cemaat; öbür yanda, خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْ وَعَلٰۤى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ ifadeleriyle anlatılan, suistimalleri yüzünden kalb ve kulakları mühürlenmiş, gözlerine perde inmiş zavallı bahtsızlar...