Medine’de ilk nâzil olan ve en son tamamlanan Bakara Sûre-i Celîlesinin bu âyetlerinde Allah (celle celâluhu), Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Gerçek şu ki, küfreden ve küfre düşen herkes değil, küfürde ısrar eden kimseleri Sen azap ile korkutsan da korkutmasan da onlar için müsavidir; onlar asla iman etmezler.” buyurarak, ilâhî âdetini ihtar etmektedir. Nitekim Firavun, Nemrut, Kârun ve bütün dinsiz, cebbâr, zalim ve kendini beğenmiş benciller gibi, hayatlarını küfür ve dalâlet içinde geçirip, bütün bir ömür boyu hiç mi hiç hak ve hakikate dönmeyi düşünmeyen tali’sizler, neticede küfür ve dalâletleri içinde boğulup gitmişlerdir. Bir sözde de ifade edildiği gibi: “Nasıl yaşarsanız öyle ölür, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz.” Binaenaleyh küfre düşenleri bu gayyâya iten herhangi bir cebir mevzubahis değildir. Zira onlar küfre meyletmiş, dolayısıyla kalbleri kaymış; Cenab-ı Hak da onları kaydırmıştır. فَلَمَّا زَاغُۤوا أَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ “Evet, onlar bâtıla meyledince, Allah da onların kalblerini hakkı kabul etmekten bütün bütün uzaklaştırmıştır. Öyle ya, Allah, yoldan çıkmakta ısrar eden bir gürûhu kat’iyen hidayet etmez, onları doğru yola çıkarmaz.” (Saf sûresi, 61/5) âyet-i kerimesi de işte bu hakikati ifade etmektedir. Onun için mü’minler daima kaymadan korkmalı ve رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ “Ey bizim Kerim Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi kaydırma ve nezdinden de bize bir rahmet gönder. Şüphesiz bağışı bol olan Vehhâb Sensin, Sen!” (Âl-i İmrân sûresi, 3/8) diyerek Cenab-ı Hakk’a sığınmalıdırlar.