Âyette, “tek seferde indirme” mânâsını taşıyan أَنْزَلْنَ değil de, “ceste ceste, parça parça, belli bir vetire takip ederek indirme” anlamını taşıyan نَزَّلْنَ kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerim’in 23 senede nüzulü نَزَّلْنَ ile anlatılır. Onun Levh-i Mahfuz’dan sema-i dünyaya inmesi, –oradaki hüviyeti nasıl ise– o hüviyet ve keyfiyetiyle mele-i a’lânın sakinlerine –âyân-ı sâbitesiyle mi, temessülatıyla mı– gösterilmesi ise birden olmuştur ve إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ (Duhân sûresi, 44/3) ve إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ (Kadir sûresi, 97/1) âyetlerinde olduğu gibi if’âl babından أَنْزَلْنَ ile ifade edilmiştir.
عَلٰى عَبْدِنَ ibaresindeki kelimelerin de ifade ettiği mânâlar var.
Evvela, عَلٰى harf-i cerri, isti’lâ içindir. Bu yönüyle de vahyin masdarının ulviyetini vurgulamakta, vahyin semaviliğine dikkat çekmektedir. Ayrıca insanın üzerine inen bir şeyin onun üzerinde, omuzlarında meydana getirdiği ağırlık da yine bu kelimeyle işaretlenmektedir.
عَبْدِنَ kelimesiyle, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) en mümtaz hususiyetinin O’nun kulluğu olduğu, yani resûl olmadan evvel de kul olduğu vurgulanarak, Allah’la insanlar arasında değişmeyen münasebetin kulluk olduğuna dikkat çekilmektedir. Aslında O’nun hayatındaki pek çok mazhariyet de kulluğunun semeresidir ve şüphesiz bunlardan biri de miraçtır. Bu itibarla da denebilir ki, burada Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) en mümtaz bir vasfı nazara verilmektedir.
İkinci olarak, Cenab-ı Hakk’ın عَبْدِنَ demek suretiyle kulluğu Zât-ı Uûhiyet’ine izafe etmesi, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kulluğunun hususiyetine ve kimsenin bu konuda O’na benzemediğine işaret etmektedir.