İçeriğe geç

Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) bu feraset ve kiyasetiyle, o gün için son verilen müellefe-i kulûba zekât verme meselesi, farklı mütalâalara kaynaklık etmiş ve etmeye de devam etmektedir. O gün için sahabe, müellefe-i kuluba zekâttan fon verilmesine gerek olmadığı hükmünü verdiler. Neden? Hazreti Ömer’in sözlerinden de anlaşılacağı üzere artık İslâm, tehlikeleri bertaraf etmiş, kendi ayakları üzerinde durur hâle gelmişti. Zarar gelebilecek delikler tıkanıp şerrin önü alındığı hâlde hâlâ oraya tahşidat yapmanın bir mânâsı kalmamıştı.

Öyleyse müellefe-i kulûbun zekât alan zümrelere dâhil edilmesindeki illet, kalblerin telifi düşüncesidir. Dolayısıyla kalblerin telif edilmesi durumu yoksa, zekât vermeye de gerek yoktur.

O gün için meseleye bir nokta konmuş oldu. Ancak bu, o zamanki içtimaî yapının hükme yansıma şekliydi. Çünkü o gün için illet ortadan kalkmış ve ona bina edilen hüküm de askıya alınmıştı.

Bazıları bundan, “Sahabenin icmaı, âyetin hükmünü neshetmiştir.” gibi bir mânâ çıkarmışlardır ki bu isabetli bir yorum değildir. Zira Kur’ân’ın Kur’ân’ı, hadisin de hadisi neshetmesi vaki iken, hadisin veya icmaın Kur’ân’ı neshi ihtilaflı bir konudur. Büyük çoğunluğu itibarıyla ulema, Sünnet’in bile Kur’ân’ı neshedemeyeceğini ifade ederken, icmaın Kur’ân’ı neshedebileceğini kabul etmek mümkün değildir. Hükmün icma veya rey ile neshedildiği veya mücerret maslahat için nassın terk edildiği düşüncesi, fıkıh bilgisine sahip kimselerin kabul edemeyeceği bir vehimden ibarettir ve meseleye vâkıf olamamanın ifadesidir.

256