Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifadelerinde Müslüman bir toplum, tek bir uzuv gibidir. O vücutta bir aza rahatsız olduğunda, bütünüyle beden ızdırap çeker.412 Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, içtimaî hayatta âtıl kalmış bir uzvu ihya etmenin, vücudu ihya anlamı taşıdığı görülecektir. Dermansızlara derman, ümitsizlere ümit, muzdariplere de merhem olunmak suretiyle içtimaî hayatta her fert aktif hâle getirilebilir. Cemiyeti oluşturan tüm birimlerde/alanlarda Allah’ın istekleri doğrultusunda bir hayat yaşanırsa, işte o zaman çalıp-çırpmalara şahit olunmaz, yol kesiciliğin yolu kesilir, eşkıyalığın temeline dinamit konulmuş olur ve toplum topyekûn huzur soluklamaya başlar.
E. Temlik
Temlik; bir malı, bir kimseye, mülkiyetine geçecek şekilde vermek demektir.
Kendilerine zekât verilecek sekiz sınıfı Kur’ân bizzat zikretmekle birlikte âyette, temlik meselesini ifade eden açık bir beyan bulunmamaktadır. Ancak pek çok ulema tarafından konu sistemleştirilerek, bunun üzerinde hassasiyetle durulmuş ve zekât malının, zekâtı alan şahsın mülkiyetine geçmesinin lüzumu üzerinde durulmuştur.
Zekât almaya hak kazanan kişilerin, alacakları miktar üzerinde istedikleri gibi tasarruf edebilmeleri için, o mala tam mülkiyetlerinin olması elbette ki şarttır. Yani zekât, istihkak kesp eden şahıslara temlik suretiyle verilmelidir ki, ihtiyaçlarını, hür iradeleriyle ve bir başkasının sınırlaması olmadan giderebilsinler. Aksi hâlde esas maksadın gerçekleşmesi mümkün olmadığından dolayı, zekâtla hedeflenen ferdî ve içtimaî faydaların gerçekleşmesi mümkün değildir. Onun içindir ki bir kısım ulema, zekâtta temliki şart koşmuştur.