Müslümanlarla savaş halindeki kâfirlere zekâttan pay verilmemesi, hem nasların ifadesi hem de salim aklın vereceği bir hükümdür. Aynı zamanda bu hüküm, ümmetin icmaı ile sabittir. Yüce Mevlâ, إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ“Allah, ancak, sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost ve taraftar edinmenizi yasak eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerdir.”388 buyurmak suretiyle, her fırsatta dinî duygu ve düşüncenin aleyhinde gayret sarf eden kimselere karşı alınması gereken tavrı beyan etmektedir.
Âyetin ifadelerinden de anlaşıldığı gibi burada hedef, Müslümanlara zarar vermeyi âdet hâline getiren gayrimüslimlerdir. Ulemanın pek çoğu, bu durumda olmayan gayrimüslimlere en azından nafile sadaka verilebileceğini söylemişlerdir. Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) böyle bir yaşlıya, beytülmalden aylık bağlattığı rivayet edilir.389 Aynı zamanda bu, İslâm’ın, insaniyet adına ortaya koyduğu prensiplerin de bir gereğidir. Müellefe-i kulûb hükmünün de bir yönüyle bunu temin ettiği, insanların dine ısınmalarına vesile olduğu malumdur. Bu sebepledir ki Allah (celle celâluhu), farz olan zekâttan müellefe-i kulub’a hisse ayırmış, bununla, İslâm’ın güzelliklerini tanıyıp dünya ve ukbalarının kurtuluşuna vesile olunması hedeflenmiştir.
4. Yakın Akrabalar
Zekâtın verilmeyeceği yerlerden birisi de, kişinin bakmakla yükümlü olduğu yakın akrabalarıdır. Usûl390 ve fürû391 ve eş şeklinde özetlenebilecek bu akrabalar, anne-baba, eş ve çocukları içine alırken, kardeşler de dâhil diğer akrabalar bu hükmün dışında kalmaktadır.