Bu ailelerin mevâlîleri398 de aynı hükme dâhildirler. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Benî Mahzûm’dan bir adamı sadaka için görevlendirmişti. Bu şahıs, Efendimiz’in mevlâsı Ebû Râfi’e, “Sen de bana arkadaş ol, ondan payını alırsın.” teklifinde bulundu. Meseleyi Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) götürdüklerinde O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kavmin mevlâsı kendilerinden sayılır. Şüphesiz ki bize sadaka helâl değildir.” diyerek Ebû Râfi’i, toplanan mallardan herhangi bir şey almaması hususunda uyardı.399
Bu hükmün hikmetlerinden biri şudur: Sadaka ve zekât, malı temizler; bunlar maldan çıkarılmak suretiyle mal temizlenmiş olur. Dolayısıyla sadakalar bir yönüyle malın kiridirler. Aynı zamanda “almak”, insan onurunu hırpalayan bir şeydir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve yakınları, bu hükümle aziz tutulmuş oldukları gibi, sadaka mallarıyla ilgili bir töhmetten de beri kalmış olmaktadırlar.
Başka ihtiyaç sahiplerine verilen zekât hisselerinden alamayacakları için uğramaları muhtemel mahrumiyetlerini önleme adına İslâm onlara devletin başka gelirlerinden pay ayırmıştır. Hatta İmam Ebû Hanife’den de rivayet edildiğine göre bazı fukaha, bugün o gelirler olmadığından dolayı Benî Hâşim’in fakirlerinin artık sadaka almalarının caiz olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir.400