İçeriğe geç

Zekâtın verileceği yerler sıralanırken âyette kullanılan malzeme, bu noktada önem arz etmektedir. Âyette fakir, miskin, zekât memurları ve müellefe-i kulubdan oluşan ilk dört kesim ifade edilirken “lam” harf-i cerri kullanılmış; köleler, borçlular, Allah yolu ve yolda kalmışların anlatıldığı ikinci kısımda ise “fî” harf-i cerri tercih edilmiştir. Temliki şart gören ulema, bütün sınıflar için başta zikredilen “lam” harf-i cerrinin mukadder olduğunu düşünmüş, bu harf-i cerdeki temlik mânâsının bütün bu sınıflar için geçerli olduğunu söylemiş, dolayısıyla zekâtın yalnızca fertlere verilebileceği, herhangi bir müesseseye verilemeyeceği sonucuna varmışlardır.

Ne var ki zekât verilmesi gereken sekiz sınıftan dördünün “fî” harfiyle zikredilmesi, “lam” harfinin sadece temlik mânâsına değil, tebyin mânâsına da gelebileceğini göstermektedir. Aksi hâlde âyet aynı minval üzere gider ve hep “lam” harfi kullanılırdı. Demek ki burada, algılamamız gereken başka nükteler vardır.

Öte yandan “fî” harfinin kullanıldığı sınıflar, genel itibarıyla ferdin takatini zorlayan ve kollektif çalışmayı gerektiren hususlardır. Bilhassa “fî sebilillah/Allah yolunda” kavramının eksantriği olabildiğince vüs’atli ve uygulama alanı o ölçüde geniştir. Büyük çoğunluk itibarıyla mücahitler olarak algılanan fî sebilillah’ın tatbik sahasının, bazı ulema tarafından hac ibadetini yerine getirenlerle ilim tahsil edenleri de kapsayacak şekilde genişletildiğini görmekteyiz.413 Bilhassa Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) Suffe ashabının ihtiyaçlarını görmede zekât mallarını kullandığı hatırlanacak olursa, i’lâ-yı kelimetullah için hazırlık yapan mücahidîn zümresine zekât verileceği ve onların yetişmelerinde gerekli ortamı hazırlamak için kendilerinden istifade edilecek müesseselerin ihya edilip ihtiyaçların bu fonla da karşılanabileceği ortaya çıkmaktadır.

284