Meseleye bu açıdan bakınca, günümüz fikir işçilerinin maddî ve mânevî açıdan tam donanımlı yetişmeleri adına kurulan her müessesenin fî sebilillah kavramı içine gireceğini söylemek mümkündür. Bu müesseseler, bugün, en isabetli ve kalıcı bir cihad şekli ifa edecektir. Dolayısıyla günümüzde zekât vermek isteyenlere, memleketimizin kültür hayatı adına canlanmasını ve bu canlılığın dalgalanarak cihanın her yanına yayılmasını netice verecek iman ve Kur’ân hizmetlerine sahip çıkmalarını; farklı bir tabirle zamanın şartlarını göz önünde bulundurarak zekâtları vasıtasıyla meydana gelecek maddî gücü iman ve kültür hayatımıza katkı sunacak ve böylece neslimizin beklediği hizmeti verecek müesseselerde birleştirmelerini tavsiye etmek isabetli bir davranıştır.
Öte yandan, bu durumda zekât paraları belki gerçek şahıslara temlik edilmiş olmuyor ama pek çok ihtiyaç sahibine sahip çıkacak müesseselere, bu hükmî şahıslara mülkiyet olarak verildiği için temlik şartından çok da uzak düşmüş olunmayacaktır.
Unutmamalıyız ki İslâm’ın, Müslümanlara emrettiği hususlardan biri de, hasımlarına karşı caydırıcı güç olmak üzere ellerinde daima potansiyel bir kuvvet bulundurmalarıdır.
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ“Gücünüz ölçüsünde onlara karşı kuvvet hazırlayın.”414 mealindeki âyet-i kerime bunu emretmektedir. Nitekim Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh), cihadda aktif olarak kullanılan atların yanında, her beldede, o beldenin büyüklüğüne göre binlerce atı da potansiyel güç olarak hazır tutması,415 âyeti çok iyi yorumladığını göstermektedir.
Bunun içindir ki birçok ulema, mücahitlerin cihadda muhtaç oldukları her türlü levazım ve mühimmatın, bu âyetin ifadesinde yeri olduğu düşüncesiyle fî sebilillah kaydı içine gireceğini ve bu istikametteki ihtiyaçların tamamen zekât fonundan karşılanabileceğini ifade etmişlerdir.