Evet, zekâtı fakir ve miskine vermek güzeldir; bunun yanında, elinden tutulmadığı takdirde yabancı ve yabanî düşüncelerin ağına düşme tehlikesiyle karşı karşıya olan insanların elinden tutarak, kendileri için hazırlanacak nezih ortamlarda, millî ve dinî duygularla mücehhez olarak yetişmelerini temin etmek de bir o kadar hatta belki daha da önemlidir. Duygu ve düşüncede fakirleşme tehlikesiyle karşı karşıya olan neslin elinden tutarak, onları gelecek adına birer düşünce mimarı olarak yetiştirme, üzerimizdeki en büyük vazifelerdendir. Bunun yolu da her köşe ve bucağı eğitim yuvalarıyla şenlendirerek, istikbal vaat eden neslimizi, aklı gibi ruhu da aydın muallimlere teslim etmekten geçmektedir. Böylelikle zekâtlarımız, toplumdaki mühim bir gediği kapatma istikametinde mühim bir rol oynamış olur.
Aslında fakirlikle mücadelenin de yolu eğitime verilen destekten geçer. Zira toplum ve şahısların fakir düşmesinin en büyük sebeplerinden biri cehalettir, dünyayı-ukbayı bilmemek, tanımamaktır. Dolayısıyla uzun vadede fakirlikle savaşmanın en etkili yolu da eğitime yapılan yatırımdır.
Unutmamak gerekir ki her devrin, kendi şartları içinde ehemmiyet kesbeden önemli meseleleri vardır. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanlarında olduğu gibi, bazen mal ve bedenle cihad birinci derecede ehemmiyet arz ederken, bazen hacc-ı mebrur, bazen anne-babaya ihsan, bazen vaktinde kılınan namaz, bazı durumlarda da güzel ahlâk ayrı bir önem kazanmaktadır. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanlarına akseden şekliyle değişik zaman ve zemine göre, bazı amellerin diğerlerine nazaran öncelik kazandığı bilinen bir gerçektir.