Cenâb-ı Hak, bu âyette bilhassa idarecilere adaletli olmalarını ve kılı kırk yararcasına tebaanın hukukuna riayet etmelerini, yeme, içme, barınma… vb. gibi her türlü durumda onların mutluluk ve refahını ön planda tutarak onları görüp gözetmelerini emreder. Allah, idarecilere ihsanı emrederken onlara sanki şöyle der: Rabbiniz, sizi görüp gözetmekte, her hâlinizi bilmekte, hatta binlerce hâdiseyle sizi gördüğünü vicdanlarınıza duyurmakta ve her vesileyle mevcudiyetini size hissettirmektedir. Öyleyse siz de ona karşı mesuliyet ve mükellefiyetlerinizi yerine getirirken, her davranışınızın, O’nun tarafından bilinip görüldüğü şuuru içinde olunuz. Burada ihsanın tarifindeki mülâhazalar düşünülebilir.
Allah (celle celâluhu), ayrıca âyette, bütün servetin, halkın huzuru, saadeti, imana bağlı İslâmî bir düşünce ve telakkinin tabiatın bir derinliği haline getirilmesi istikametinde sarf edilmesini.. ve en yakın daireden başlayıp en uzak dairelere kadar, bu infak işinin yürütülmesini emretmektedir. Daha sonra ise onlara, ahlâksızlık, sapıklık, serkeşlik, isyan ve tuğyanın önünün mutlaka alınması mükellefiyetini yüklemekte ve onlardan, televizyon, sinema, gazete ve dergi gibi basın-yayın organlarının, neslin ahlâkını bozucu değil, millî ruh ve mânâ köklerimiz açısından düzenleyici bir hizmet vermelerini, planlamalarını, genç nesiller arasında dejenerasyon ve bohemliğin gelişmesine meydan vermemelerini istemektedir.
Kur’ân, “insanlar ahlâklı olsun” diyerek meseleyi sadece tavsiye niteliğiyle ele almamaktadır. Çünkü insanların ahlâklı olabilmeleri için ahlâksızlık, isyan, tuğyan yuvalarının ıslah edilmesi gerektiğini ve ıslah teşebbüsünde bulunulmasını ısrarla vurgular. Evet Kur’ân-ı Kerim bir taraftan insanları, Allah’ın çirkin saydığı şeylerden nehyederken diğer taraftan da onları mazbut ve ruh insanları olarak yaşamaya davet eder. Ne var ki Kur’ân’a göre bu vazife, toplumun değişik katmanlarında farklı şekillerde değerlendirilir ve yorumlanır.