Yine O (radıyallâhu anh) omzunda kırba ile su taşıdığını görüp de: “Bu ne hâl ey Allah’ın Resûlü’nün halifesinin halifesi!” diyen sahabiye “Dış ülkelerden bir kısım elçiler gelmişti. İçimde bir şeyler hissettim. O hissi kırmak istedim” cevabını vermişti. Mukarrebliğin mukîmi koca halife Hz. Ömer, duygu ve düşünce planında dahi kalbinin içine giren en küçük bir şeyi, mukarrabîne yakışır şekilde inhiraf sayıyor ve o duyguya karşı savaş ilan ediyordu..
Ömer b. Abdülaziz (radıyallâhu anh), bir keresinde dostlarından birine ifadeleri edebî olan bir mektup yazmış, sonra da nefsine bundan pay çıkıyor olma mülâhazasıyla bu mektubu hemen yırtıvermişti. Sebebini soranlara da: “İçimde bir gurur hissettim. Onun için mektubu yırttım” deyivermişti.
Evet, bizim dünyamızda devletin başındaki devlet reisinin duyguları işte bu kadar şirkten uzak ve bu kadar arı ve durudur. Devlet başkanları böyle olduğu gibi halkın duygu ve düşünceleri de bundan farklı değildi. Evet mübarek bir dönemde bütün kuvve-i inkişafiyelerini başlarındaki idarecilerinden alan toplum, ütopyalarla bile resmedilemeyecek kadar derindi…
Fertleri böyle şirk ve şirk şaibelerinden sıyrılıp, vicdanen dupduru hâle gelen toplumlar ne mübeccel ve böyle bir toplum içinde hayat ne zevklidir..!
Kur’ân-ı Kerim, sıhhatli bir aile ve toplumun oluşması adına her şeyden evvel, fertlerin sıhhatli olmalarına büyük bir önem vermiş ve bunun için de pek çok emir ve tavsiyelerde bulunmuştur. O, âdeta her şeyi ferdin kendini düzeltmesine, kendini görüp gözetmesine bağlamıştır. “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca, sapan sapık size zarar veremez.”20 âyetiyle bu gerçek hatırlatılır ve mü’min kendi vazife ve sorumluluklarına yönlendirilir.
Dipnotlar
- 20 Mâide sûresi, 5/105.