İçeriğe geç

Bu âyet-i kerimede Allah (celle celâluhu), Resûlü’ne hitaben, “Ey Habîb-i Zîşânım! Kim hidayete ererse, lehine olabilecek bir yola girmiş sayılır; kim de doğru yoldan çıkıp sapıtırsa o da sonuç itibarıyla kendi aleyhinde sayılan bir yola girmiş demektir. Evet hidayete yönelen kimse iradesini iyilik istikametinde kullanacak; Cenâb-ı Hak da onun gönlünde iman nurunu yakarak onu hidayete erdirecektir. Dalâlet ve sapıklık yolunda gitmekte ısrar edenlere gelince, “Habibim sen onların vekili değilsin.” buyurarak, hem peygamberin vazife ve salahiyet sınırlarını belirliyor hem de iman etmeyen kimseler karşısında kalb-i pâk-i Nebi’yi teselli ediyor. Bu iki mevzuu birbirine bağlayan şu âyet de burada hatırlanabilir:

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”30

Yani önce nefsinizin, sonra da aile fertlerinizin Cehennem’e yakıt olmalarına meydan vermeyin ve onları duyguda, düşüncede istikamete yönlendirin. Evet, bu böyle yapılabildiği takdirde, aile fertlerinden her biri kendiyle yüzleşecek ve kendisine çekidüzen vererek istikamete erecektir.

Sıhhatli bir toplum için aile çok önemlidir. Şimdiye kadar ailenin çözülüp dağıldığı milletlerden pâyidâr olan hiç görülmemiştir. Evet, anne, babanın sefahete dalıp çocuklarına karşı vazifelerini unuttukları, çocukların da sahipsiz, hissiz ve duygusuz yetiştiği toplumların kalıcı olmaları mümkün değildir. Toplum, böyle bir hissizlik içinde belli bir süre devam etse de, o toplumun sürekli ayakta kalması ve başka milletlerle dünyanın nimetlerini paylaşması imkânsızdır. O bakımdan biz, millî prensiplerimize göre bir toplumdaki anne-babanın evlâdıyla, evlâdın anne-babasıyla, hanımın kocası, kocanın hanımıyla münasebetlerinin sıhhatli ve kalıcı olması nispetinde ailenin, dolayısıyla da toplumun sağlam kalabileceği inancındayız.

607