Burada o tâli’li evlat Hz. İbrahim, putlara tapan baba da Âzer’dir. Evlat babayı ikaz edip ona nasihatte bulunuyor. Kur’ân-ı Kerim, ailede fertlerin mükemmel yetişmesi için bu tür emirleriyle ideal aile tiplerini tasvir ediyor ve ibret alınması için o aile içinde olması zaruri olan en ciddî faaliyetleri nazara veriyor.
Evet, Kur’ân adesesiyle aile müessesesine bakıldığında herkesin belli sorumluluklar altında olduğu görülür: Onda bazen babanın diliyle evlâda, bazen de evlâdın diliyle babaya nasihat edilerek, hem evlâdın hem de babanın mükellefiyetleri hatırlatılır:
“Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunmasından ve şeytanın yakını olmandan korkuyorum.”6
Yani senin bu inhirafın yüzünden, azab-ı ilâhiyeye dûçâr olacağından, Allah’tan kopup şeytanın dostu olma durumuna düşeceğinden endişe ediyorum. Zira Allah’ı dost edinmediğin müddetçe gittiğin bu yol bir gün seni mutlaka şeytanın enîsi hâline getirecektir.
Görüldüğü gibi burada da babanın muhatap alınıp, evlâdın yürekten ifadeleriyle irşad edildiği görülmektedir. Yine bu âyet-i kerimede yukarıda da zikredildiği gibi, aile fertlerinin hepsinin hayır adına sorumlu oldukları, saygı ve sevgi atmosferi içerisinde birbirlerine karşı hayırhâhlık yaptıkları gözler önüne serilmektedir.
Cenâb-ı Hak, bir başka âyet-i kerimede de, sadece kendisine kulluk yapılması gerektiğini belirttikten sonra ehemmiyetine binaen hemen şu çerçevede, anne ve babaya karşı da sorumlulukları hatırlatır ve: “Rabbin, O’ndan başkasına ibadet etmemenize; anneye-babaya ihsanda bulunmanıza hükmetti; şayet onlardan biri veya her ikisi birden senin bakım ve görümünde yaşlılığa ererlerse, sakın onlara “öff” bile deme ve (hele asla) onları azarlama; onlara hep gönül alıcı sözler söyle.”7der.
Dipnotlar
- 6 Meryem sûresi, 19/45.
- 7 İsrâ sûresi, 17/23.