Evet, İslâm’ın getirdiği emniyet ve saadetin gönüllerde hâkim olması, biraz da Müslüman fertlerin maddî-mânevî derinliklerine bağlıdır. Böyle bir derinliğin en önemli kazancı uhrevî saadettir. Allah bir yerde: “Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış bulunan kimse için, şüphesiz onun varacağı yer Cennet’tir.”22 diyerek bu hakikati işaretler. Yani, eğer bir insan, her zaman Rabbinin huzuruna çıkıp O’na hesap verme endişesini içinde duyuyor ve dünyada her an O’nun tarafından görülüp gözetildiği duygu ve düşüncesiyle yaşıyorsa, o kişi Cennet yolundadır ve varacağı yer de Cennet’tir. Aslında, onun hem dünyası hem de ahireti güven altında demektir.
Bu tür âyetler, bir taraftan insana Cennet’i kazanma yolunu gösterip onun içine huzur salarken, diğer taraftan da onun nefsanî ve şeytanî arzularını gemleyerek onu örnek insan seviyesine yükseltmektedir. Nice kimseler vardır ki, ahirette yeniden var olmak, Cenâb-ı Hakk’a kavuşmak ve O’nun cemal-i bâkemalini seyretmek, böylelerinin ruhunda öyle bir huzur hâsıl eder ki, dahası tasavvur edilemez. Böyle bir duygu ve düşünceye sahip olmayan birinin ise, uhrevî saadetten mahrum olmasının yanında dünyevî huzur ve saadeti de söz konusu değildir.
Dipnotlar
- 22 Nâziât sûresi, 79/40-41.