İçeriğe geç

Onlar, vakar ve ciddiyetleriyle mü’minlere örnek ve davranışlarıyla daima Kur’ân ruhunu aksettiren Rahmân’ın has kullarıdırlar, yürürken Allah’ı hatırlatırlar, oturup kalkarken onun ahlâkını temsil ederler. Onların her türlü hâl, hareket ve davranışlarında, Allah ve Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait yüksek ahlakı görmek mümkündür. Aynı zamanda onların vakar, ciddiyet, saygı ve edeplerinde her zaman Allah’a iman nümâyândır. Allah’ın bu hoşgörü ve müsamaha âbidesi kulları, cahillerin ve gafillerin bulunduğu bir yere uğradıklarında “selâm” vererek, onları dahi Allah’ın emn ü emanından mahrum bırakmak istemezler.

Kur’ân-ı Kerim, bu ifadeleriyle cahil, görgüsüz, bilgisiz ve günahkâr olanlara karşı bir mü’minin nasıl davranması gerektiğini açıkça ortaya koyar ve başka bir din ve kitapta görülmedik şekilde ümit ve af eksenli bir genişlik sergiler.

E. Kur’ân’da İnsan Terbiyesi

İnsan, mânen terakki edip Cennet’e ehil hâle gelmek için gönderildiği ve bir talimgâh, bir terbiye yeri olan şu imtihan dünyasında bütün duygularıyla tekemmül ettiği zaman Allah’a yakınlık pâyesi ve O’nun cemalini müşâhede etme mazhariyet ve seviyesini kazanmış olur. Duygu ve latîfelerinin herhangi birinde bir deformasyon veya tefessüh edip sönme söz konusu olduğunda da, akıbet endişesiyle titrer ve döner ahd ü peyman yenilenmesinde bulunur. Bu itibarla insan olan insana düşen vazife önceki selim tabiat ve keyfiyeti kazanma yolunda bütün duygu ve latîfelerini yaratılış hikmeti istikametinde inkişaf ettirme çizgisini takip etme olmalıdır. O, kalb, kafa, vicdan, latîfe-i Rabbaniye; sır, hafî ve ahfâ gibi duygularını yaratılış hikmet ve gayesi yönünde geliştirdiği ölçüde, ilahi emanet olan potansiyel derinliklerine saygılı davranmış olacaktır.

587