Allah (celle celâluhu), Fatiha sûresinde terbiye ile alâkalı çok önemli bir hususu hatırlatır: “Hamd, bütün âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”1
Cenâb-ı Hak, kâinatta aynı malzeme ve materyali icraatına perde ve vesile yaptığı gibi, aynı prensip ve aynı kanunları da icraat-ı sübhâniyesine perde yapmıştır. O (celle celâluhu), insanların, hayvanların, bitkilerin, zerrelerin, galaksilerin, meleklerin.. hâsılı bütün âlemlerin Rabbidir. Bazı müfessirler kesretten kinaye olarak Allah’ın 18 bin âlemin Rabbi olduğunu söylerlerse de, bu rakam, O’nun Rab olduğu âlemlerin sayısının yanında çok küçük kalır. Zira nâmütenâhî âlemleri terbiye eden, her şeyi kendi istidadı istikametinde kemale sevk eden, âlemlerin Rabbi Allah’tır ve hamd de O’na mahsustur.
Burada, farklı bir hususa temas etmekte de fayda mülahaza ediyorum: “Hamd, bütün âlemlerin terbiyecisi Allah’a mahsustur.” âyetinin ruhunda öyle bir genişlik ve şümûl söz konusudur ki, O’nun fizik ve astronomiye ait kanunları vaz’etmesinden insan bünyesinde hücreler arası münasebetleri tanzim etmesine kadar her şey, bu şümûllü rubûbiyetten hissesini alır. Evet, Allah (celle celâluhu), hücreler arasındaki veya hücrenin içindeki RNA ve DNA molekülleri arasındaki münasebetleri tanzim ettiği aynı kanunla sistemler ve galaksiler arasındaki münasebetleri de tanzim eder. Her nesnenin farklı istidat ve kabiliyetlerine göre bir tecellî ve zuhur söz konusu olsa da, bir tohumun filizlenerek koca bir ağaç hâlini almasından, bir sperm ve yumurtadan yavrunun dünyaya gelmesine kadar kâinatın her yerinde aynı kanunlar caridir.
Dipnotlar
- 1 Fâtiha sûresi, 1/2.