İçeriğe geç

Geçmiş ümmetlerden birinde, ehlullahtan (Allah’ın veli kulu) bir zat vefat edeceği zaman çocuklarına vasiyette bulunur ve “Ben öldüğümde cesedimi yakın, külünü de savurun!” der. Adam ölünce evlâtları babalarının dediğini yaparlar. Cenâb-ı Hak bu kulu karşısına alır ve cesedini niçin yaktırdığını sorar. Kul: “Senin korkundan yâ Rab!” cevabını verir. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak ona: “Ben de seni affettim.” karşılığında bulunur. 37

Hz. Muaviye (radıyallâhu anh), Asr-ı Saadet’in en büyük siyasî dâhilerinden birisidir. İstenmeyen pek çok hâdiseye karışmıştır; ancak bu durumdan kendisi de memnun değildir.

Vefat edeceği an çocuklarını yanına çağırır. Kalbinin üzerinde sakladığı küçük bir keseyi çıkarır. İhtimamla açar. İçinde birkaç kıl ve birkaç tırnak vardır. Bunları çocuklarına gösterir ve şöyle der:

“Evlâtlarım! Ben, Resûl-i Ekrem (aleyhisselâm) ile beraber bulundum. Ona sahabi olma şerefine erdim. Bir gün tıraş olurken herkes gibi ben de yere dökülen mübarek kıllarından kapabildiğim kadar aldım. Tırnaklarını keseceği anı gözetledim ve yine onlardan birkaçını alma imkânına sahip oldum. Ömrüm boyunca bunları mukaddes bir emanet olarak sakladım. Şimdi ölümüm yaklaştı. Uzuvlarım birbirine veda etmek üzere. Vücut viranesi yıkılıyor. Felek adım adım sûra yaklaşıyor.Arş-ı emanımdan sûr sesi gelmeye başladı. Size vasiyetim şudur: ‘Beni kabrime koyarken bazı azalarımın üzerine bu mübarek kıl ve tırnaklardan yerleştirin. Öyle inanıyorum ki Rabbimin huzuruna bunlarla gidersem kurtulabilirim.’”38

139