İçeriğe geç

Bunlar öyle faziletli tesbihlerdir ki, mü’minin ağzından çıktığı zaman bu işle alâkalı bütün melâike-i kiram bundan hâsıl olan sevabı yazabilmek için âdeta birbirleriyle yarışırlar.

Bir keresinde Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) namaz kıldırıyordu. Rükûdan kalkarken her zaman olduğu gibi, سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ حَمِدَهُ dedi. Arka safta bulunan bir sahabi (nereden öğrendiğini bilmiyoruz) رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ diyerek mukabelede bulundu.

Allah Resûlü, yüzünü cemaate çevirdiğinde “Bu sözü söyleyen kimdi?” diye sordu. Sahabi “Bendim!” cevabını verdi. Ve Allah Resûlü sözlerine şöyle devam etti: “Gördüm ki melekler bu sözün sevabını yazmak için birbiriyle yarışıyordu.”5 Yani hepsi kendi seviyesine göre bu duadaki sevabı tespit için koşuşuyorlardı. Çünkü bu onlara has, onlara ait bir dua şekliydi.

Cenâb-ı Hakk’ın azameti karşısında, bu azameti sezişin, duyuşun sarhoşu ve sermesti bir kısım melekler, başlarını yere koyar, ara sıra kaldırır, Rabbin ulûhiyet saltanatına bakar ve bu büyük saltanata karşı kulluklarını ifa edememenin aczi içinde “Seni tesbih ederiz ey Mâbud-u Mutlak! Sana hakkıyla ibadet edemedik!” (Kulluğumuzu Sana, Senin azametine uygun şekilde yapamadık. Sen öyle bir yüce ve yücelerden yücesin ki bizim yaptığımız kulluk o ululuğa karşı hiçbir şey ifade etmez.) der ve tekrar secdeye kapanırlar.

121