İşte bu vasıflara sahip meleklerle münasebet kurma, insanı ulvî âlemlere uçuyor gibi bir mazhariyete erdirir. Bast hâli dediğimiz hâl, bunun bir tezahürüdür. Yani insanın ruh dünyasındaki inkişafı, meleklere ait âlemden gelen meltemlerin tesiriyledir. Bütün karamsarlık ve kötümserlikler ise, kabz hâlinin bir tezahürüdür ki, Cenâb-ı Hakk’ın “Kâbız” isminin tecellîsiyle meydana gelmektedir. Yani karanlık âlemlerle münasebet kurma oranında bu isim, bu tür tezahüre sebebiyet verecek şekilde tecellî etmektedir.
Arş hakkındaki malumatımız âyet ve hadislerde anlatılanlarla sınırlı olduğu gibi, Hamele-i Arş hakkındaki malumatımız da yine âyet ve hadislerde anlatılanlarla sınırlıdır. Refîk-i A’lâ, Nediy-yi A’lâ ve Mele-i A’lâ ile ilgili malumatımız da yine bu çerçeve içindedir.
6. MELE-İ A’LÂ VE MÜHEYYEMÛN MELEKLERİ
Öyle anlaşılıyor ki, âyet ve hadislerin bize Mele-i A’lâ hakkında söyledikleri malumat, kapasitemizin dışında bulunmaktadır. Biz bunların keyfiyetlerini değil, sadece varlıklarını biliyor ve buna iman ediyoruz.
Meselâ, “Mele-i A’lâ (Yüce Topluluk) tartışırken aralarında neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu.”78âyetinde görüldüğü gibi, Efendimiz’den, Mele-i A’lâ’nın kendi aralarındaki tartışmadan haberi olmadığını söylemesi isteniyor. Hâlbuki, cihanın düzeni orada kararlaştırılıyor, kalemler orada oynuyor. Ama bütün bunlar nasıl oluyor, biz bunları bilemiyoruz.
Ve yine meselâ, Müheyyemûn melekleri var. Sessiz, tamamen lâhut ve vücub âleminde müstağrak bu melekler, kendilerinden geçmiş bir vaziyette kendilerinden bile haberleri olmayacak şekilde sadece Cenâb-ı Hakk’ı düşünürler. Aşk derdiyle dertlidirler. Yeryüzündeki bütün aşk ve şevkleri, Vedûd isminin bir cilvesi olarak bu melekler temsil ederler. Bildikleri tek şey Allah’tır. Veli, seyr u sülûkunda o âleme ulaştığı zaman, o âlemin atmosferinin tesiriyle vahdet-i vücud sırrını vicdanında hisseder. “Sadece Allah var, başka şey yok.” der.
Dipnotlar
- 78 Sâd sûresi, 38/69.