İçeriğe geç

Ondaki mârifet de aynen “Rabbimle aramda nurdan yetmiş veya yetmiş bin perde var, O’nu nasıl görebilirim. Ve ben bir adım daha atsam, yanar kül olurum!” diyen Cibril’in mârifeti gibidir. Zira o da mukarrebtir ve Allah’a en yakın dört melekten biridir.

Efendimiz’den şöyle bir vak’a naklederler:

“Safa Tepesi’nde Cibril ile beraber oturuyorduk. -Demek ki hâdise, Efendimiz Mekke’de iken cereyan etmiş.- Ben Cibril’e az hâlimi arz ettim. ‘Günler var ki Âl-i Muhammed’in evine bir avuç un veya kavut girmiş değildir!’ dedim. Ben sözümü bitirmiştim ki, gökte kıyamet kopuyor gibi bir tarraka, bir gürültü duyuldu. Sordum: ‘Yoksa kıyamet için emir mi verildi?’ Cibril: ‘Hayır, senin biraz evvelki sözlerin semada duyulunca, İsrafil’e buraya gelmesi için emir verildi.’ dedi.

Ve derken İsrafil yanımızda belirdi. Bana hitaben: ‘Yâ Resûlallah, Cenâb-ı Hak, senin biraz evvel söylediklerini duydu. Ve yerin bütün hazinelerinin anahtarlarıyla beni sana gönderdi. İstersen (Hz. Süleyman gibi) melik bir peygamber ol. İstersen tevazu içinde, bir kul peygamber olarak kal!’ dedi. O esnada Cibril’in yüzüne baktım. Bana ‘Rabbine karşı mütevazi ol!’ diye işaret ediyordu. Ben de Cibril’in dediğini tercih ile ‘Bir gün tok olup şükreden, diğer gün aç olup tazarruda bulunan bir kul peygamber olmak isterim.’ şeklinde İsrafil’e cevap verdim.”56

Görüldüğü gibi, nasıl Hz. Cibril, Allah Resûlü’nün bir vefadar dostuydu; öyle de İsrafil (aleyhisselâm) O’nun sadık bir dostu ve sadık bir arkadaşıydı.

Kur’ân-ı Kerim, Allah Resûlü’nün bu vefadar dostu İsrafil’den ve onun bütün cihanı ilgilendiren vazifesinden yer yer bahisler açar.

147