İçeriğe geç

Demek ki onlar, bize daima şefkat ve merhamet nazarıyla bakıyorlar. Bizim amellerimiz, bizi onların her an müşâhede ettikleri celâlî tecellîlerden kurtarmaya yeterli değildir. Allah’ın çizdiği yola gitme ve durmadan hatalarımız için tevbe etme elimizdeki tek sermayedir. İşte Hamele-i Arş da, bizim elimizde bir çekirdek mesabesinde bulunan bu sermayenin mağfiret sünbülü vermesini istiyor ve “Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla!” diyerek bu vesile ile bizi Cehennem azabından korumasını Cenâb-ı Hak’tan talep ve niyaz ediyorlar.

Yukarıdaki hadiste75 Cibril’e muhatap olduğu bildirilen melekler “Hamele-i Arş’tır. Zira mukarreb dört melekten sonra Allah’a en çok yakın olan onlardır.

Arş’ın taşıyıcıları mânâsına gelen “Hamele-i Arş”ın sayıları hakkında Kur’ân’da şu bilgi vardır: “Melekler de onun kenarındadır. O gün Rabbinin tahtını üstlerinde sekiz melek taşır.”76

Belki bu sekiz melek sekiz sınıfı temsil etmektedir. Ancak hem temsil keyfiyeti hem de meleklerin bizzat kendi şekilleri bizce meçhuldür. Efendimiz de bu mevzuda bize fazla malumat vermez. Ebû Dâvûd’un rivayet ettiği bir hadiste şöyle denilir: “Size Hamele-i Arş’tan bir meleği anlatmam üzere bana izin verildi. Onun kulak memesiyle boynu arasında yedi yüz senelik mesafe vardır.”77

Bu hadisten şu hususları öğreniyoruz:

Birincisi: Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) her bildiğini ve her müşâhede ettiğini bizlere aktarmış değildir. Zira öyle meseleler vardır ki, bizim dinî veya içtimaî hayatımızla hiçbir alâka ve irtibatı yoktur. Böyle meseleleri Efendimiz bizlere aktarmamış olabilir.

İkincisi: Efendimiz’in her söylediği ve anlattığı, Cenâb-ı Hakk’ın izin ve müsaadesine bağlıdır. Yani anlatılanlar vahiy bağlantılıdır. Müsaade edilmeyen hususlarda O’nun bize bir şeyler söylemiş olması söz konusu değildir.

161