İçeriğe geç

Meleklerin bir kısmı, sadece bunu yaparlar. Melekiyet tarafı galebe çalan, melekiyet âlemini kendinde inkişaf ettiren insan da, tesbihat, takdisat ve tahmidatıyla, cismen olmasa bile, ruhen, fikren, kalben, sırren ve latîfelerle melâike-i kirama yapılan teveccühten hissedar olur. Hz. Mevlâna’nın ifade ettiği gibi, insanın bir hayvanî bir de melekî yönü vardır. O, bir taraftan behîmî hisler, garîzeler, şehvetler, gazaplar, kinler, nefretlerden ibaret hayvanî bir varlık, diğer taraftan da iz’anlar, irfanlar, Allah’ı bilmeler, ubûdiyetler, aczi idrakler ve yüzü yerde olmalar gibi meleklere ait vasıflarla mücehhez bir nadide hilkattir.

İnsan bu dünyada, hayvanî yönünü öldürüp melekî yanını inkişaf ettirmek için bulunmaktadır. Melekiyet tarafını inkişaf ettirenlerin ruhlarıdır ki, öbür âlemde, melâike-i kiram gibi, Cenâb-ı Hakk’ın Arş’ının etrafında pervaz edip duracaktır. Hayvanî tarafı inkişaf eden kimseler ise, (iradeleriyle veya iradesiz) ihmallerinin neticesi veya şehevanî duygularına esir olmanın encamı olarak baş aşağı gayyaya gidecek ve esfel-i sâfilîne müstahak mahluklar hâline geleceklerdir. Onlar dünyada meleklerden ve meleklere ait hayat tarzından uzak yaşadıkları gibi, ahirette de onlardan uzakta kalacak ve onlardan müjde adına hiçbir şey duyamayacaklardır.

a. İnsanla Münasebeti Açısından Meleklerin Misyonu

İnsanların meleklerle münasebeti veya tersine bir ifade ile meleklerin insanlarla münasebeti, daha insanoğlu ana karnında iken başlar. Buhârî ve Müslim’in beraberce rivayet ettikleri bir hadis, bu konuda bize gayet aydınlatıcı bilgi vermektedir. Hadiste şöyle denilmektedir:

122