Binaenaleyh zekât veren, infakta bulunan veya umumi mânâsıyla her türlü hayır peşinde koşan bir insanın, “Ben tok olayım da başkası açlıktan ölürse ölsün bana ne!” şeklinde bir duygu ve düşünce içinde olması mümkün değildir. Çünkü إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ “Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım dileriz.”[18] ortak paydası etrafında hâlelenen mü’minler, mutlak adalet ve eşitlik ekseninde vicdanî bir cemaat teşkil etmektedirler. Dolayısıyla onlar, hep beraber hareket edildiği zaman anlaşabilecek şekilde, aralarında eşitlik bulunan bir cemaat olarak Allah’ın huzurunda arz-ı ubûdiyet etmekte ve O’ndan yardım talep etmektedirler. Malum olduğu üzere matematikte toplanabilecek şeylerin aynı cinsten olmaları esastır. Yani “Bir koyun+bir elma+bir insan=3 eder.” denilemez. Çünkü bu işlemi meydana getiren unsurlar arasında cins itibarıyla bir eşitlik söz konusu değildir. Aynen onun gibi, vicdan insanlarından oluşan sâlih bir cemaatin teşekkülü, içtimaî adalet prensipleri çerçevesinde o cemaatin fertleri arasındaki eşitliğe bağlıdır.
Böylesi bir sosyal adalet ve eşitliğin tesis edildiği bir toplumda;
1. Dünya malı ve dünya anlayışı cihetiyle zengin, Cenab-ı Hakk’ın kendisine lütfettiği şeylerden verir ve böylelikle fakir hoşnut edilir.