إِقَامَة kelimesi kök itibarıyla, ayakta durmak, bir işin başında bulunmak ve bir işe vaziyet etmek mânâlarına gelen قِيَام kökünden, if’âl bâbında masdardır ve bir şeyi kaldırıp doğrultmak, düzeltmek, şekil vermek, olması gerekli olan hüviyete irca etmek, bir şeyin îfâsına ihtimam göstermek ve bir vazifeyi yaparken çevik-çavak olmak gibi mânâlara gelmektedir. Bazılarının aklına “وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ yerine يُصَلُّونَ de denilebilirdi.” şeklinde bir düşünce gelebilir. Ne var ki, يُصَلُّونَ kelimesi, يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ ibaresinin ihtiva ettiği mânâları ifade etmemektedir. Onun için, âyet-i kerimede daha kısa bir tabir olan يُصَلُّونَ yerine, bir bakıma itnâb yapılarak söz uzatılmış ve يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ ifadesi seçilerek kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de, namaz hakkında صَلَّى fiili de kullanılmakla beraber daha çok “ikame-i salât” benzeri kalıplar kullanılmış, bazen de namazın haysiyetinin ve ona karşı hudû, huşû, saygı ve edebin muhafazasını işaretleme babından حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ[4] ve اَلَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ[5] buyrulmuştur ve görüldüğü gibi bunlar belli hususiyetler ifade eden beyanlardır.
اَلصَّلَاةَ kelimesi ile إِقَامَة kelimesi arasında böylesine ciddi bir irtibat söz konusudur. Evet, Kur’ân-ı Kerim’in, kelimeleri hassasiyetle seçip yerli yerinde kullanması ona has bir keyfiyettir.
Örf-i şer’îde “salât”, “namaz” mânâsına gelmektedir. Bir diğer mânâsıyla, “Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar, mü’minlerden de dua” anlamınadır. Yani salât, kulların Allah’a karşı yaptıkları dua, meleklerin kullar hakkında yaptıkları istiğfar, Allah’ın da mü’minler hakkında merhametinin ifadesidir.