İçeriğe geç

وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ise, vahy-i semavinin bütün bir geçmişe sağanak sağanak rahmet olup yağdığını, nice kâmil fert, millet ve devletlerin o münbit zeminde ve vahy-i semavî gölgesinde serpilip geliştiğini tahayyül ettiren ayrı bir resim gibidir. Bundan başka, bu âyette nebilerin arkasından giden kimselerin, müttakiler zümresine dâhil olabilmeleri için yapmaları gereken önemli hususlardan birinin de Kur’ân-ı Kerim’in ısrarla üzerinde durduğu dört imanî rükünden biri olan ahirete yakîn hâsıl etme olduğu talim buyrulmaktadır.

İşte baştan beri tasviri yapılan müttakiler grubunun akıbetini ise yine Kur’ân-ı Kerim çok canlı bir tasvirle ve bir fezleke hâlinde, أُولٰۤئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولٰۤئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ “İşte bunlardır Rabbileri tarafından doğru yola ulaştırılanlar. Ve işte bunlar felâh bulanlardır.”[34] ile ifade etmekte ve içlere inşirah salmaktadır.

أُولٰۤئِكَ : أُولٰۤاءِ lafzının hilafına ذٰ’nın çoğulu bir ism-i işarettir. Buradaki كَ ise bir hitap harfidir ki, ذٰلِكَ’de olduğu gibi, ilk olarak ve doğrudan doğruya Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) has bir hitap, ikinci olarak da herkese bir imadır. أُولٰۤئِكَ kelimesinde sonsuz uzaklık içinde sonsuz bir yakınlık vardır. Dolayısıyla mânâ, “Size diyorum, işte peygamberlerin arkasındaki bahtiyar topluluk!” şeklindedir.

عَلٰى هُدًى “(Onlar) bir hidayet üzerinedirler.” denerek, “masdar”dan “hâsılün bi’l-masdar”a geçildiği vurgulanmaktadır.

Burada “hidayet” ile alâkalı olarak şu hususları belirtmekte de fayda mülâhaza ediyoruz:

166