İçeriğe geç

3. رَزَقْنَا ifadesi, sadakayı veren kişiyi, minnet etmekten yani yaptığı iyiliği başa kakmaktan meneder. Çünkü veren Allah’tır, kul ise yalnızca bir vasıtadır.

4. Rızkın نَا’ya olan isnadı, yani “bizim verdiğimiz rızıktan” şeklinde ifadesi, fakirlikten korkulmaması gerektiğine işaret eder.

5. Rızkın âmm ve mutlak olarak zikredilmesi, sadakanın ilim ve fikir gibi şeylere de şamil bulunduğuna delâlet eder.

6. يُنْفِقُونَ maddesi; alanın, sefahete değil, zaruri ihtiyaçlarına yani nafakasına sarf etmesi gerektiğine işaret eder.

Evet, rızkı veren Cenab-ı Hak’tır. Dolayısıyla infakta bulunan kişi, verdiğini insanların başına kakmamalıdır. Kur’ân-ı Kerim: يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْأَذٰى كَالَّذِي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَۤاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ “Ey iman edenler! Sadaka verdiğiniz kimselere minnet etmek, incitmek suretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın.. ve Allah’a da, ahirete de inanmadığı hâlde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kimsenin durumuna düşmeyin...”[20] âyetiyle bu hakikati dillendirmektedir. Ayrıca, rızkı veren Cenab-ı Hak olduğuna göre, infakta bulunurken fakirliğe düşmekten korkulmamalıdır. Nitekim Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisinden herhangi bir şey istenildiğinde varsa verir, olmadığında da vaat ederdi. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bazen üzerine giydiği tek elbisesini bile isteyen olursa tereddüt etmeden verir ve bununla ayrı bir ruhanî zevk yaşarlardı.

147