Bir başka âyette ise infakta bulunanlar için, قُلْ إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ“De ki, ‘Rabbim kullarından dilediğine rızkını bol, dilediğine de az verir. O’nun yolunda infak ettiklerinizin yerine Allah başkasını ihsan eder ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”212 teminatı vardır.
Sadaka ve zekât verme konusunda, şeytan ve nefs-i emmarenin menfi baskısının rolü büyüktür. Her ikisi de zekât ve sadakanın malda eksikliğe sebep olacağını ve neticede fakirlik gibi bir problemle karşı karşıya gelineceğini telkin eder. Mevlâ-yı Müteâl Hazretleri, onların bu türden aldatıcı telkinlerine mukabil bizlere şu uyarıda bulunarak işin gerçek mahiyetini haber vermektedir:
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur (fakir düşeceğinizi söyleyerek sadaka vermekten geri kalmanızı ister) ve size çirkin şeyleri yapmayı salıklar. Allah ise size kendi katından mağfiret ve lütuf vaat ediyor. Şüphesiz Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir.”213
Allah Resûlü de (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadaka ve zekâtın malı eksiltmediğini, bilakis onun artmasına sebep olduğunu, مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ“Sadaka (zekât), maldan hiçbir şey noksanlaştırmaz.”214 sözleriyle anlatmaktadır. Evet, sadakası çıkartılan mala Allah bereket verir, dolayısıyla zahirdeki noksanlaşma telafi edildiği gibi fazlası da gelir. Öte yandan, Allah yolunda infakın uhrevi getirisinin büyüklüğü sebebiyle, az fedakârlıklarla çok büyük sevap kazanmak mümkün olur.
Şu hadis-i şerif de bu mânâyı desteklemektedir: