İçeriğe geç

İslâm orduları, nebevî müjdeye nail olmak için İstanbul önlerindedir. Karşılarında koca bir Rum ordusu vardır. İslâm ordusu da sayı olarak ondan az değildir. Müslüman askerlerden biri tek başına düşman ordusuna hamle yapar, ta aralarına kadar girer. Bunu gören diğer Müslümanlar, yukarıdaki âyete telmihle, “Sübhanallah! Kendini tehlikeye atıyor!” derler. “Mihmandâr-ı Nebi” Ebû Eyyub el-Ensârî Hazretleri de oradadır. Allah yolunda mücahedeye doymamış, ilerleyen yaşına rağmen orduyla beraber oralara kadar gelmiştir. Bu sözü duyunca şöyle der: “Kardeşlerim! Âyeti yanlış anlıyorsunuz! O âyet, biz Ensar topluluğu hakkında nâzil oldu. Allah İslâm’ı aziz kılıp dine omuz verenler çoğalınca, Peygamber Efendimiz’den gizli kendi aramızda şöyle konuştuk: ‘Mallarımızla ilgilenemedik, zayi oldu gitti. Ama artık Allah İslâm’ı galip kıldı, davayı sahiplenenler arttı, dolayısıyla bize çok fazla ihtiyaç kalmadı. Artık biraz malımızla mülkümüzle ilgilensek, bağımıza bahçemize baksak.’ İşte biz tam bu kabil düşüncelere dalmıştık ki Allah, Peygamber’ine bu âyeti indirdi ve bizim ağzımızın payını verdi. Âyetteki “kendini tehlikeye atma”, cihadı bırakıp mala mülke dönme arzumuz idi.”250

Bu şuuru benliğinin derinliklerine kadar hisseden Hazreti Ebû Eyyub, bir daha memleketine dönemedi, dönmeyi de istemedi. İstanbul önlerinde vefat etti ve o gün bugündür o mübarek şehrin manevi tapusu olarak orayı şereflendirmektedir.

Yine Sahabe efendilerimizden Hazreti Huzeyfe de (radıyallâhu anh) aynı hükmü tasdik eder ve âyetin, Allah yolunda infak ile ilgili olarak nâzil olduğunu söyler.

155