Evet, bu akıbet, şeytanın yoluna giren kimselerin içinde bulundukları atmosferin götüreceği noktadır. Nasıl olmasın ki, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), faiz alana ve verene Allah’ın lanet ettiği gibi, o işe şahitlik yapanın da, kitabet vazifesini yapıp bürokrasisini yürütenin de aynı akıbete dûçar kalacağını, bu lanetten nasibini alacağını anlatmaktadır.273 İşte Allah ve Resûlü’ne harp ilan etmenin neticesi.. ve işte kazanma hırsının altında kaybetmenin acı faturası!
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), irtihal-i dâr-ı beka buyurmalarına seksen gün kala Müzdelife’de, etrafında toplanan mahşerî kalabalığa hitap ederken, artık dinin tamam olduğunu, Cenab-ı Allah’ın ümmet-i Muhammed’e olan nimetlerini tamamladığını ve O’nun rızasının, ancak İslâm’la elde edilebileceğini bildirmişti. Böylelikle Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), kamil ve mükemmel dinin esaslarını, kemalde ufuk bir cemaate tebliğ etmiş oluyordu. Ribadan kaçınıp zekâtını vermek de, kalb ve ruh itibarıyla tekemmül etmiş insanların işiydi. Yirmi üç senelik bir olgunluk süreci yaşamış sahabe cemaati de bu olgunluğu gösteriyor ve hiç tereddüt etmeden kemalinin gereğini yerine getiriyordu.
Demek ki cemaat kemale ermeden, menfilikleri kamilen izale etmek mümkün değildir. İnsanlık, teknoloji alanında baş döndürücü bir mesafe katetse veya iktisadî müşkillerini halledip refah seviyesini yükseltmekle sırça saraylara terfi etse bile, zahiren mesut ve bahtiyar görünen bu cemiyetin ömrü sanıldığı gibi uzun olmayacak ve bir kısım sosyal çalkantılar karşısında teslim-i silah edecektir. Bugün için dünyanın imrenerek baktığı bir takım mesut gibi görünen devletlerin, bu içtimai kemale ulaşmadıkları sürece, uzun süre aynı şekilde devam edeceklerine ihtimal verilmemelidir.