Diğer bir hadislerinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), zekâtı verilmeyen malın kıyamet günü kocaman bir yılan şekline girerek sahibine eziyet vereceğini anlatmaktadır.225
Hadisin Buhârî’deki rivayetinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu yılanın, sahibini elmacık kemiklerinden ısıracağını ve “Ben senin malınım, ben senin kenzinim.”226 diyerek azap edeceğini anlatır ve arkasından da şu âyeti okur:
“Allah Teâlâ’nın fazl u kereminden kendilerine verdiği malda cimrilik edenler, sakın bu yaptıklarını kendilerinin hayrına sanmasınlar. Bilakis o, onlar için şerdir. Cimrilik edip de zekâtını, sadakasını vermedikleri o mal, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır.”227
Bütün bunlar elbette inanan insanların, hiç malının olmaması gerektiği mânâsına gelmez. O da mal sahibi olabilir, olmalıdır da. Ancak inanan bir insan, malını yalnızca nefsi, hevası ve dünyalık lezzetler için kullanamayacağını, malın mülkün hakiki sahibi tarafından kendisine verilen bu mal ile eda edeceği uhrevi vazifelerinin de olduğunu idrak etmelidir. Bu noktada zekât, Müslümanın yapmakla mükellef olduğu en önemli vazifelerdendir. O, malı kenz olmaktan çıkarır ve sahibini, bahsini ettiğimiz tehditlerden korur:
“Zekâtını ödediğin mal yerin yedi kat altında gömülü bile olsa kenz değildir. Zekâtını ödemediğin mal açıkta da olsa kenzdir.”228
“Zekâtı verilecek miktara ulaşıp da zekâtı verilen mal kenz değildir.”229