İçeriğe geç

Zenginlerden alınıp fakirlere verilmek suretiyle içtimaî hayatta büyük boşluk ve uçurumların kapanmasına vesile olan zekât, insanları ihtiyaçlarının esiri olmaktan kurtardığı gibi, onları, fakirlikle birlikte gelmesi muhtemel olan hırsızlık ve gasp gibi suçlardan da uzak tutar. Evet, toplumda adi suç olarak bilinen birçok problemin altında, fertlerin, ihtiyaçlarını karşılayacak maddî imkânlara sahip olamamaları yatmaktadır. Buna, fertlerin, kendilerini kontrol altında tutacak seviyede bir imana sahip olmayışı da eklenince insanları bu türlü suçları işlemekten uzak tutacak çok fazla mani kalmamış demektir. Bugün dünyanın pek çok yerinde bunun çok çarpıcı misallerini görebiliriz. Hatta hırsızlık bir tarafa, buralarda, cüz’i bir meta için cinayet bile irtikâp edebilecek sayısız insanlara rastlanmaktadır.

İslâm’ın ortaya koyduğu zekât müessesesi bütün unsurlarıyla işletildiği takdirde bu türden bütün suçların zeminini ortadan kaldırma adına çok önemli bir tedbir alınmış olur. Evet, zekât emrine uyulan bir toplumda zengin, kulluğunu yerine getirmenin huzurunu yaşarken, fakir de fakr u zaruret hâlinin ebedî olarak devam etmeyeceğini bilmenin verdiği rahatlığı yaşayacaktır. Dolayısıyla toplum içindeki ihtiyaç sahipleri, zenginler tarafından aranan birer insan hâline gelecek ve itibar göreceklerdir. Zira kendisine zekât farz olan kişi, bu farizayı yerine getirebilmek için fakirin varlığına muhtaçtır. Aynı zamanda verdiği malın hakiki sahibinin Allah olduğunun, kendisinin bu hususta sadece vasıta olduğunun şuurunda olan bir zengin, verirken fakire minnet etmeyecek, bilakis onu, farizasını yerine getirme noktasında iş ortağı gibi görecek ve aziz bilecektir.

144